Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi: Fırsat mı Zorunluluk mu?

Berna Ülkü, Ekonomistler Platformu Üyesi

Türk Ticaret Kanunu, şirketlere yönetim kurullarında en az yüzde 30 bağımsız üye bulundurma zorunluluğu getiriyor. Bu şu demek;  SPK’nın kurumsal yönetim ilkeleri gereği halka açık şirketlerde “Bağımsız Yönetim Kurulu Üyeliği” dönemi başlıyor.

Peki “bağımsız”dan kastedilen nedir? Şirket ile ilişkisi yönetim kurulu üyeliği ve dolayısıyla kazanılmış % 5’i geçmeyen hissedarlıkla sınırlı, son 5 yılda şirkette profesyonel olarak çalışmamış olan ve şirketin ana tedarikçileri veya müşterilerinden birinde çalışmayan, yönetim kurulu üyelerine ‘Bağımsız Üye’ deniyor. Aynı zamanda üçüncü dereceye kadar olan kan ve sıhri hısımları arasında hiçbirisinin şirkette yönetici, toplam sermayenin % 5 inden fazlasını elinde bulundurmayan veya her halükarda yönetim kontrolünü elinde bulundurmayan pay sahibi veya her hangi bir yönetici pozisyonunda veya şirketin kontrolünde etkili olmadığına dair yazılı beyan vermesi gerekiyor.

Yukarıda vurgulanan özelliklerin tümü finansal açıdan bağımsızlığı işaret etse de, asıl vurgulanmak istenen bağımsız karar mekanizmasının verilmesi esnasında hiçbir bağlayıcı neden gözetmeksizin kararların objektif, yapıcı, mantıksal ve kurumun çıkarlarını, ahlaki değerlerini koruyan değer felsefesini işler hale getirmektir. Özgünlük ve yetkinlik aranan temel özelliklerdir. Özgün ve yetkin olunmalıdır ki, farklı bakış açılarını yönetim kurulunun görüşüne sunabilsinler; şirketin menfaatlerini korumak adına gerektiğinde diğer üyelerle fikir çatışmasına gidebilmeliler.

Kurumsal yapıların icra kurullarında bir fiil görev almış, risk yönetim yapmış ki; bu özellik geçmiş finans tarihimiz ele alındığında, Türk Yöneticileri yurt dışında çok avantajlı bir noktada tutuluyor, insan kaynakları deneyim, bilgi ve becerisine sahip, sosyal statüsü yüksek, 40+ yönetici tecrübesi bulunan biri aranır hale geliyor.

Elbette bu zorunluluktan doğan bazı sıkıntılar geçiş aşamasında yaşanacaktır. En baştaki sorun şirket açısından, SPK kapıya dayanmadan gerekli niteliklerde ve sayıda “bağımsız üye” nin bulunması olacaktır. Bu niteliklere sahip kişilerin özgeçmiş bilgileri ulu orta yerde olmayacağı gibi, orta ölçekte seçme ve yerleştirme hizmeti sunan danışman firmalar tarafından bulunamayacağıdır. Bu noktada sosyal ağı kuvvetli en az yukarıda belirtilen özelliklere sahip isimlerin öncülük yaparak “bağımsız üye” ajansı oluşturmalarıdır. Zira bağımsız üye, birbirinden farklı, biri diğerinin tedarikçisi ya da müşterisi olmayan, çıkarları bir noktada birleşmeyen birden fazla firmalarda bulunabilecektir. Ön görüm o dur ki; başlangıçta arz, talep karşısında yetersiz kalacaktır. Olası bağımsız üyeleri bir çatı altında toplamak ve şirketlerin bilgisine sunmak optimum çözümdür.

Zorunluluğu avantaja dönüştürmek adına, şirketin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutarak fikir beyan edebilen, stratejileri doğru belirleyen, hızlı ve doğru karar alabilen, sektör bilgisi bulunan, şirketin vizyonunu misyonunu benimsemiş, sürdürülebilir performans sergileyen, helikopter bakış açısına sahip, bilgi birikimlerini aktarabilecek iletişim gücüne sahip bağımsız üyeler, uygun firmalar ile eşleştirilmelidir. Uzun vadede, güçlü, dinamik, sektöründe öncü, ülke ekonomisine katkı sağlayan kurumsal yapısı oturmuş firmaların artacağını hep birlikte göreceğiz.

Önceki Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Getirdikleri – 2
Sonraki Madencilik Sektörüne Bakış

Yazar Hakkında

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Blog 2 Yorum

Peşin Fiyatlandırma Anlaşmaları (APA) Nedir?

Arek Ferahyan, Ekonomistler Platformu İcra Kurulu Üyesi   Değerli okurlar, bu ayki köşemde sizlere önceden fiyatlama anlaşmalarını (Advance Price Agreements) anlatmaya çalışacağım. Bu anlaşmalar, firmaların transfer fiyatlandırması bakımından karşılaşabileceği problemleri

Blog 0 Yorum

Türkiye’de Genç İşsizliği Sorunu

Ahmet Can, Ekonomistler Platformu Genel Sekreteri   Ekonomistler Platformu’nun kurulduğu günden bu yana en önemli çalışmalarından biri olan Ekonomistler Bülteninin aracılığıyla, yeniden sizlerle birlikte olmanın heyecan ve mutluluğunu yaşıyorum.  Bu

Blog 0 Yorum

Finansal Kiralama Sözleşmeleri ve Uyarlama Talebi

Av. Güryay Bingöl, Ekonomistler Platformu Başkan Yardımcısı   Finansal Kiralama Sözleşmesi (Leasing) ilk olarak 1930’lu yılların başında ekonomik sıkıntılar yaşayan Amerika’da ve İkinci Dünya Savaşından sonra da Avrupa’da uygulanmaya başlanmıştır.

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış!

İlk yorumu yapan siz olabilirsiniz!

Yanıt verin