Fırat Polat, Ekonomistler Platformu Genel Sekreter Yardımcısı

 

 

 

 

 

HIZLI BÜYÜME VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Üretim yöntemi ile hesaplanan gayri safi yurtiçi hasıla tahmininde, 2011 yılı ikinci üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre cari fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla %19,2’lik artışla 318 404 Milyon TL olmuştur. 2011 yılının ikinci üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre sabit fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla % 8,8’lik artışla 27 910 Milyon TL olmuştur. Takvim etkisinden arındırılmış sabit fiyatlarla GSYH 2011 yılı ikinci üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre %8,3’lük artış gösterirken, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH değeri bir önceki döneme göre %1,3 artmıştır.

Büyüme rakamlarının detaylarını incelersek, bu hızın nerelerden kaynaklandığını da görebiliriz. Ana hatlarıyla incelendiğinde imalat sektörü rakamsal olarak büyüme içinde en büyük paya sahip. En hızlı büyüyen sektör ise Türkiye ekonomisinin son on yıldaki lokomotifi olan inşaat sektöründe gerçekleşti. İnşaat sektörü, 2010 yılı sonundan itibaren geçen ilk 6 aylık süreçte yüzde 29,4 oranında büyüme gösterirken, toptan ticaret ve perakende sektöründe artış yüzde 24,5 olarak gerçekleşti. Üçüncü sırada ise yüzde 22,9 ile balıkçılık sektörü yer aldı. Büyüme hızının bu denli yüksek çıkması ekonomi çevreleri tarafından beklenmiyordu. Ancak dünyada mali piyasalarda yaşanan inişli çıkışlı sürecinin büyüme hızının önünü kestiğini düşünmekteyim. Çünkü bu dönemde ana sektörler içerisinde mali aracı kuruluşların faaliyetleri yüzde 7,1 oranında küçülme gösterdi. Dünya piyasalarında dolaşan kara bulutların, ekonomimizin büyüme hızının yüzde 10`ların üzerine çıkmasını engellediğini düşünmekteyim.

Büyüme rakamlarının beklenenden yaklaşık 2,5 puan üzerinde olması, dünya ekonomisinin de durumu göz önüne alınırsa ekonomi piyasalarını fazlasıyla memnun etmiş görünüyor. Fakat bu sevinçle birlikte akıllarda soru işaretleri de oluşmuş durumda. İki çeyrektir büyüme rakamlarının beklenilenin üzerinde gelmesi, rakamların kontrol edilip edilemediği sorusunu akıllara getirdi. Ancak bu yorumların Türkiye ekonomisi ile ilgili gerçekleri yansıtmadığını düşünüyorum. Çünkü global piyasalarda yaşanılan bu süreç 2008 yılından bu yana devam etmekte ve Türkiye şu ana kadar olan süreçte ABD ve Euro bölgesinde yaşanan krizden bağımsız olarak hareket edebileceğini herkese gösterdi. Bundan sonraki süreçte de bu şekilde meydana gelebilecek gelişmelere gereksiz tepkiler verilmemeli. Tabi ki bu süreçte büyümenin sürdürülebilir bir hal alması gerekmekte. Ekonomimiz için oluşabilecek tehlikelerin başında bu durum gelmekte. 2012 yılında tablonun tersine dönmemesi içinde şimdiden ekonomi bakanlarımızdan bir takım telkinler gelmeye başladı. Dünya piyasalarında yaşanan son gelişmeler göz önüne alındığında 2012 yılının bütün dünya ekonomisi tarafından zor geçeceği tartışmasız bir gerçek. Özellikle buna ekonomi bölgelerinin birbirleri ile olan negatif ilişkilerin eklendiğini düşünürsek, tablo giderek daha vahim bir hal almakta. Bu tabloyu şimdiden çözümleyen ekonomi yönetimimiz halkı şimdiden uyarmaya başladı ve tasarrufları artırmalarının önümüzdeki belirsizlik sürecinde daha rahat hareket etmelerini sağlayacağını belirtti.

Yılın üçüncü ve dördüncü çeyreğinde büyüme hızının düşeceği tahmin edilmekte. Fakat Türkiye ekonomisinde yaşanan hareketlilik göz önüne alınırsa üçüncü çeyrekte de büyüme rakamlarının artış hızının yüksek olacağını düşünmekteyim. 2012 yılı için IMF Türkiye ekonomisinin tahmini büyüme hızını yüzde 2,5 olarak açıklamıştı. IMF yöneticilerinin de bu rakamları yeniden revize edeceğine inanıyorum. Çünkü mevcut duruma ve gelecek tahminlerine göre Türkiye ekonomisi 2012 yılında yüzde 2,5`luk büyümeye rahatlıkla aşacaktır. Bu güzel tablonun içinde ekonomimizin, en zayıf noktası hala yüksek cari açığımız. Türkiye ekonomisinde ortaya çıkabilecek olumsuz durumun başlangıç noktasını kesinlikle cari açık oluşturacaktır. Bu konuyla ilgili olarak yapılan ithalat çalışmaları ve kur politikalarıyla ilgili karar çok hızlı bir şekilde alınmalıdır.

ÜFE VE TÜFE RAKAMLARI ARASINDAKİ TEZATLIĞA DİKKAT

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2011 yılı Ağustos ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. TÜİK`ten yapılan açıklamada geçtiğimiz ay Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) bir önceki aya göre yüzde 1,76 oranında artış gösterdi. Bir önceki yılın aynı ayına göre ÜFE artış oranı ise yüzde 11 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 9,76 artış göstermiştir. Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ise bir önceki aya göre 0,73, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,65 olarak hesaplandı.  

En Yüksek Artış ‘‘ Metal Cevherinde ’’

ÜFE`de bir önceki aya göre endekslerin en fazla artış gösterdiği alt sektörlerin başında yüzde 7,01`lik artışla metal cevheri gelmekte.

TÜFE`de Ağustos ayında ana harcama grupları itibariyle en yüksek artış yüzde 4,55 ile çeşitli mal ve hizmetler grubunda gerçekleşmiştir. Bir önceki yılın aynı ayına göre TÜFE`de en yüksek artış yüzde 18,38 ile çeşitli mal ve hizmetler grubunda görülmektedir.

2010 yılı Ağustos ayında TÜFE oranı yüzde 8,33 oranında gerçekleşirken bu yıl aynı dönemde yüzde 6,65 oranında gerçekleşmiştir. TÜFE rakamların geçen yıla göre gerçekten ciddi bir düşüş göstermiştir. ÜFE rakamlarında ise durum tam tersi şekilde işlemekte, geçen yıl Ağustos ayında ÜFE yüzde 9,03 olarak gerçekleşirken bu sene aynı dönemde yüzde 11 olarak gerçekleşmiştir. Peki rakamların bu tezatlığı ne anlama gelmekte? Öncelikle şunu söyleyebiliriz ki TÜFE`de yaşanan bu düşüş kesinlikle tüketicinin lehine bir gelişmedir. ÜFE rakamlarının yüksek çıkmasının birinci sebebi ise hiç şüphesiz enerji, ham madde ve emtia fiyatlarında yaşanan artışlardan kaynaklanmaktadır. Özellikle üretim yapmak için ithal edilen ürünlere duyulan ihtiyaç bu artışın dolaylı sebebini oluşturmaktadır. ÜFE ve TÜFE rakamları arasındaki makasın bu kadar açılması ise reel ekonomi için ciddi bir tehdit oluşturmakta. Çünkü yaşanan kriz süreci sonrası maliyetlerini fiyatlara yansıtmayan şirketler önümüzdeki dönemlerde bilançolarında bir darboğaza girebilirler. Bununla birlikte önümüzdeki dönemde ekonomide yaşanabilecek ilk kırılmada bekletilen bu enflasyon farkı tüketiciye yansıyacaktır. Yılsonuna kadar enflasyonda yaşanabilecek en büyük tehlike olarak bunu görmekteyim.   

İSTİHDAM SAYISI UMUT VERİCİ AMA YETERLİ DEĞİL

2011 yılı Haziran ayında işsizlik oranı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10,5 düzeyinden 1,2 puan düşerek yüzde 9,2 düzeyine geriledi. Bu dönemde işsiz sayısı 214 bin kişi azalarak 2 milyon 537 bin kişiye düşmüştür. İşsizlik rakamlarındaki düşüşün sürdürülebilir bir hal alması uygulanan makroekonomik politikaların en somut ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Haziran 2011 rakamlarına göre, istihdam edilenlerin sayısı 1 milyon 413 bin kişi artarak 24 milyon 901 bin kişiye yükselmiştir. Yine bu dönemde kayıt dışılık oranı geçen yılın aynı dönemine göre 1,3 puanlık azalışla yüzde 43,5 olarak gerçekleşti. Global krizin etkilerinin geçtiğini şu aşamada söyleyebiliriz. Aslında rakamları incelediğimiz de en sevindirici durumun istihdam edilenlerin sayısındaki artıştır. 1 milyon 400 bin kişilik istihdam artışı gerçekten de önemli bir rakam. Türkiye`de ekonomin ısınmaya başlamasının en önemli göstergesi olarak istihdam edilenlerin sayısındaki artışı söyleyebiliriz. Tabi ki bu durumun yanında istihdam sayısında yaşanılan artışın sürdürülebilirliğinin sağlanması karşımıza çıkan tabloyu daha da olumlu hale getirmiştir.

Hane Halkı İşgücü Araştırmasının Ocak 2011 verilerinde en çok dikkat ettiğim nokta yine genç nüfusta işsizlik oranı, geçen yılın aynı ayına göre 1,1 puanlık düşüşle yüzde 18 olarak gerçekleşti. Rakamların aşağı yönlü hareketi olumlu görünse de, yüzde 18`lik rakam hala çok yüksek. Ancak rakamların aşağı yönlü hareketinin bu şekilde devam etmesi en büyük temennim.

Geçen ay işsizlik üzerine yazdığım yazı da işsizlik rakamlarının yaz aylarında daha da düşeceğini söylemiştim. Aynı fikrimi hala sürdürüyorum. Önümüzdeki dönemde açıklanacak Hane Halkı İşgücü Araştırması verilerinde de işsizlik rakamlarının aşağı yönlü hareketini devam ettireceğini hep birlikte göreceğiz. Önümüzdeki dönemde işsizlik rakamlarının yüzde 8,5 ile 9 arasında gerçekleşeceğini tahmin etmekteyim. Yılsonunda rakamların yüzde 8`lik kritik düzeyin altında kalması Türkiye ekonomisinin yaşadığı olağanüstü büyüme rakamlarının reel ekonomiye tam anlamıyla yansımasıyla mümkün olacaktır.

BÜTÇE SAĞLAM GÖRÜNÜYOR

2011 Yılı Ağustos ayında merkezi bütçe 2 milyar 761 Milyon TL fazla verdi. Bütçe geçen yılın aynı döneminde 3 milyar 89 milyon TL fazla vermişti. Bütçe, Ocak – Ağustos döneminde 2 milyar 105 milyon TL fazla vererek kayıtlara geçti. Geçen yılın aynı döneminde bütçe 14 milyar 387 milyon TL açık vermişti.

Açıklanan rakamlara göre Ağustos ayında faiz dışı fazla 8 milyar 443 milyon lira oldu. FDF Ocak – Ağustos döneminde 33 milyar 847 milyon TL olarak gerçekleşmiş ve yılsonunda hedeflenen rakamın 2,5 katına yılın ilk sekiz aylık süreçte ulaşılmıştır.

2011 yılı Ocak – Ağustos döneminde merkezi yönetim bütçe giderleri için öngörülen 312 milyar 573 milyon TL ödeneğin yüzde 63’ü kullanılarak 196 milyar 937 milyon TL gider gerçekleştirilmiştir. Geçen yılın aynı dönemine göre 0,7 puanlık bir artış söz konusudur.

2011 yılının ilk sekiz ayında bütçe gelirlerinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17,7 oranında artış sağlanmıştır. 2010′un Ocak – Ağustos döneminde 169 milyar 45 milyon lira olan bütçe gelirleri, bu yıl 199 milyar 42 milyon liraya yükseldi. 279 milyar 26 milyon lira olan 2011 yılsonu merkezi yönetim bütçe gelir hedefinin yüzde 71,3′nün Ocak – Ağustos döneminde tahsil edildiği görüldü. Aynı dönemde vergi gelirlerinde yüzde 22,1′lik artış meydana geldi. 2011′nin ilk sekiz ayında 138 milyar 789 milyon lira vergi toplanırken, bu rakam bu yıl 169 milyar 460 milyon lira oldu. Üç aylık dönemde yılsonu bütçe hedefinin yüzde 73`ü oranında vergi tahsil edildi.

Ekonomi yönetimimizin seçimden sonra verdiği mali disiplin devam edecek sözünü tuttukları açıkça görülüyor. Son iki ay içerisinde geçen yılın rakamlarına göre bir miktar gevşeme görünse de, panik yapmaya hiç gerek yok. Şu aşamada ekonomide meydana gelebilecek olumsuz bir tabloya karşı en hazır görüntüyü devlet bütçesi vermekte. 2012 yılında meydana gelebilecek riskleri görerek şimdiden tedbirlerini almış görünüyorlar.