AB Göç Politikasında Güncel Gelişmeler – Pelin Bingöl

Son aylarda Kuzey Afrika ülkelerinde meydana gelen siyasi gerilimler ve ardından yaşanan rejim değişikliklerinin doğal bir sonucu olarak başta Tunus ve Libya olmak üzere birçok kişi Avrupa’ya göç etme girişiminde bulunmaktadır. Avrupa’nın güneyinde yer alan ve göçmenlerin ilk ulaştıkları Avrupa ülkeleri olan Malta ve İtalya gibi ülkelerde yaşanan göçmen baskısı ve son dönemde göç konusundan kaynaklanan Fransa-İtalya krizi ise Avrupa Birliği’nin (AB) göç politikasının revize edilmesi talepleriyle yeniden gündeme gelmesine neden olmuştur.

Bilindiği üzere Avrupa’daki göç krizinin oluşum nedeni Tunus isyanı ve Libya’daki savaş ile birlikte Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya göç etmek isteyen kişilerin başta İtalya olmak üzere Avrupa’nın Akdeniz sınırındaki ülkelere gelmeleri ile başlamıştır. AB’nin 2005 yılından beri sınır kontrolleri konusunda uzman kuruluşu olarak görev yapan Frontex’in çalışmalarına göre günümüze kadar İtalya’ya gelen Kuzey Afrikalı göçmen sayısı yaklaşık 20 bindir. Bu olaylar sırasında İtalya’ya gelen göçmenlere İtalya’nın 6 aylık oturma izni vermesi Avrupa’da başta Almanya ve Fransa olmak üzere büyük bir tepki yaratmıştır. Bu ülkelerden Fransa, ilk tepkisini İtalya ile sınırın kapatılmasına yönelik söylemlerle ve İtalya’dan gelen Tunusluları taşıyan 10 treni engelleyerek göstermişken Almanya’da bürokratlar ve hükümet yetkilileri bu uygulamayı ağır bir dille eleştirmişlerdir. Schengen Anlaşması kurallarına göre, İtalya’nın yeni gelenlere bu tip bir izin vermesi bu kişilerin Schengen mevzuatını benimseyen bütün üye ülkelerde serbestçe dolaşması anlamına gelmektedir ki bu durum, 1980’li yıllardan bu yana sıkı sınır kontrolleri ile kısıtlayıcı göç politikaları benimseyen Avrupalı ülkelerin tutumlarına oldukça terstir. Diğer yandan yaşanan bu gelişme, göçe ilişkin olarak Avrupa’da ulusüstü uygulamaların aktifliği veya mümkünlüğünü sorgulamaktadır. Daha açık bir ifade ile Avrupa, Berlusconi’nin de dile getirdiği gibi, son dönemde yaşanan göç problemine karşın bir “Birlik” gibi davranıp bu yükümlülüğü ortaklaşa taşımak veya bu uluslararası problem karşısında üye ülkelerin  bireysel göç politikaları benimseyip uygulaması sorununu tartışmaktadır.

Tartışılan konuya tarihsel bir bakış açısı ile değinmek gerekirse, İkinci dünya savaşı sonrasında endüstürilerini büyütme ve geliştirme yoluna giden Avrupa ülkeleri, bu nedenle İtalya, İspanya, Kuzey Afrika ve Yugoslavya gibi ülkelerden çalıştırılmak üzere büyük miktarlarda göç almışlardır, fakat özellikle 1973 büyük dünya krizi ile başlayan süreçte göç alımları durdurulmuştur. Bununla birlikte yasal ve yasal olmayan göçü kontrol edebilmek için Avrupalı ülkeler düzenleme yapma yoluna gitmişlerdir. Özellikle 1986 Avrupa Tek Senedi ile başlayan süreçte AB, ortak bir göç politikası oluşturma yönünde görüş beyan etmiş,  göç kontrolüne ilişkin üye ülkeler arasında işbirliği oluşturulması öngörülmüş ve 1990 yılına kadar üye ülkelerin sığınma başvurularına ilişkin uygulanacak yöntem belirlenmiştir. Ancak ortak bir göç politikası oluşturma yönünde üye ülkelerin uygulamada etkin politikalar yaratamadığı ve bunun da ülkeden ülkeye farklı tutumlar sergilenmesinden kaynaklandığı da bilinmektedir.[1] Maastricht Anlaşması ile vize, sığınma ve göç gibi konular ortak çıkarlar olarak sayılmış ve Adalet ve İçişleri sütununa bağlanarak hükümetler arası bir perspektifle ele alınmasına karar verilmiştir.  Amsterdam Anlaşması 1999 yılında yürürlüğe girdikten sonra ise Adalet ve İçişleri sütununda büyük gelişmeler yaşanmıştır ve bu Anlaşma ile üçüncü sütundaki yetkilerin, sadece polis ve adli işbirliği dışındaki alanların tümünün, birinci sütuna transfer edilmesi göç konusunun artık ulus ötesi politika alanı içerisine yerleştirilmesi anlamına gelmiştir.

Amsterdam Anlaşması hükümlerini uygulamak için hazırlanan 1999-2005 Tampere Programı Döneminde üye devletlerdeki ilgili yasal çerçevenin ortak asgari standartlarda uyumlulaştırılması hedeflenmiştir. Bu kapsamda AB dış sınırlarının korunması, yasadışı girişlerin engellenmesi ve dış sınırlardan gelen kişilere tanınacak uluslararası koruma türlerine yönelik ortak asgari standartların belirlenmesi üzerine çalışılmıştır. 2005-2010 dönemini kapsayan Lahey Programında ise ilk olarak mali kaynak sorunu değerlendirilmiştir.  Bu konuda göçe kaynaklık eden ülkelerle işbirliği konusu özellikle vurgulanmıştır. Mali kaynak sorunun çözmek için Dış Sınırlar Fonu, Avrupa Entegrasyon Fonu, Geri Dönüş Fonu gibi fonlar oluşturulmuştur. Burada Tampere Programında temelleri atılan Vize Bigli Sistemi süreci hızlandırılmıştır. Bu sistemde üye devletler sisteme bağlanma ve veri iletimi ile kurulacak biyometrik veri sistemi sayesinde sahtecilikle mücadele, vize pazarlığının önlenmesi, dış sınırlardan geçiş kontrollerinin güçlendirilmesi gibi bir çok konuda ilerleme sağlanacaktır. Vize bilgi sistemi için ilk bölge Kuzey Afrika olarak seçilmiştir. Lizbon Anlaşmasında göç ve sığınma ile ilgili düzenlemeler Avrupa Birliği’nin İşleyişine İlişkin Anlaşma sütununda V. Başlık olan Özgürlük, Güvenlik ve Adalet alanı içerisine yerleştirilmiştir. Nitekim Lizbon Anlaşması ile  Özgürlük, Güvenlik ve Adalet alanınında oybirliği ile karar alınması ilkesi bazı istisnalar saklı tutularak büyük ölçüde kaldırılmış ve nitelikli çoğunluk ilkesi temelinde olağan yasama prosedürüne geçilmiştir.[2]

AB kapsamında göç politikasının üye devlet hükümetleri bazlı politikalarından Birlik temelli politikalara geçilmesinde öncelikli çaba başta Kuzey Afrika ülkeleri olmak üzere AB’ye göçün kontrol edilmesi ve bu alanda Birlik girişimleri vasıtasıyla vasıflı işgücü göçünün sağlanmasıdır. Dolayısıyla güncel gelişmeler kapsamında Tunus ve Libya’dan gelen göç dalgasının AB göç politikası hedefleri ile uyuşmadığı  aşikardır. Diğer yandan durumun insani yapısı ve göç edenler yahut sığınmacıların insancıl taleplerinin haklılığı göz önünde bulundurulduğunda, AB’nin bu duruma acil bir çözüm bulnması ve İtalya’nın yaşadığı bu güncel soruna sadece maddi kaynak göndermenin ötesinde, Birlik olma bilinci içerisinde, tüm üye ülkelerin dahil olduğu yapıcı ve kurumsal çözümler içeren bir mekanizma oluşturması gerekmektedir.


[1] Ayhan Gençler, “Avrupa Birliği’nin Göç Politikası”, Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, Prof. Dr. Turan Yazgan’a Armağan Özel Sayısı, Sayı 49, 2004, s. 176, 186.

[2] Yeşim Özer, “Avrupa Birliği’nde Göç ve Sığınma Politikasının Avrupalılaşma Süreci: Lizbon Antlaşması Sonrası Durum ve Türkiye’ye Etkileri”, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 10, Cilt 10, Sayı 1, Ocak 2011, s. 121, 125, 132.

 

En iyi fiyatlardan geciktirici sprey ve geciktirici hap türkiye resmi satış sitesi.

Önceki 2023 ve Hedefler - Hakan Aktaş
Sonraki Uluslararası Finans Merkezi Olma Yolunda - Ekonomistler Platformu

Yazar Hakkında

Ekonomistler Platformu
Ekonomistler Platformu 655 yazı

Ekonomistler Platformu, Türkiye’de ekonomi politikaları alanında referans bir sivil toplum örgütü olmak üzere 2000 yılından bu yana faaliyetlerini sürdürmektedir.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Avrupa Birliği Günlüğü 0 Yorum

AB Anlaşmasına Bir de Buradan Bakalım

29 Kasım 2015, Türkiye – Avrupa Birliği ilişkileri açısından önemli günlerden biri oldu. Neredeyse son on yıldır durma noktasına gelen Türkiye’nin AB’ye üyeliğine yönelik olarak bu on yıllık duraklamanın ardından

Avrupa Birliği Günlüğü 0 Yorum

İhracatın Püf Noktaları

Hakan Aktaş, Ekonomistler Platformu Yayın Koordinatörü Geçmiş birkaç yazımda ihracat maliyetlerine etki eden faktörler üzerinde durmuş ve maliyetleri etkileyen pazarlama stratejilerinden kısa kısa bahsetmiştim. Ekonomik olarak ölçülenebilir ve sorgulanabilir olmasıyla

Avrupa Birliği Günlüğü

Avrupa’da Ortak Kriz Ortak Borçlanmaya Yol Açacak mı?

Pelin Bingöl, Ekonomistler Platformu Başkan Yardımcısı         Avrupa’da Yunanistan krizi ile kritik bir noktaya ulaşan ardından Portekiz ve İrlanda ile devam eden ve bütün Avrupa’ya sıçrama riski

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış!

İlk yorumu yapan siz olabilirsiniz!

Yanıt verin